Kış Gecesi Vedası - Aşk hikayesi

Kış Gecesi Vedası

Hava, her zamanki gibi keskindi.

Kar, hafif ama sert bir şekilde yağıyor, yeryüzünü beyaza boyamaya kararlı görünüyordu. Dağlar ise şimdiden birer pamuk tarlası olmuştu. Gece olduğu hâlde dağların beyazlığı gözleri alıyordu ve ortalıkta insana huzur veren bi
r aydınlık vardı. Normalde geceleri bu kadar aydınlık olmazdı. Ama işte karın yansıması, gecenin karanlığını bir nebze olsun dindiriyordu.

Genç delikanlı bu tür havaların tadını iyi biliyordu. Gözü yaşlı kız ise henüz alışıyordu. İkisi de şimdi birbirlerine bakıyor, içlerinden çok şeyler geçtiği hâlde konuşamıyorlardı. Nasıl konuşsunlardı? Söylenecek sözlerin hepsini tüketmişler, birbirlerinin kalplerini geri dönülmez bir şekilde kırmışlardı.

Gece, bütün pusuyla saldırıyordu insanın üstüne ve bu gecenin azabından kurtulmak, hele de kış gecesiyse mümkün olmuyordu.

Delikanlı bundan sonra neler olacağını biliyordu; yine uykusuz geceler başlayacak, gecelerin sabaha kavuşması için en az iki paket sigara içmesi gerekecekti. Yine aynı kaldırımda yürüyecek, yine aynı şarkıları mırıldanacaktı. Geri eve dönerken geçtiği sokaklar, gördüğü ağaçlar ona cehennem zebanisi gibi gelecek, herkes artık onun içini kanatmak için çabalayacaktır.

Delikanlı bütün bunları düşünerek genç kıza bir iki adım yaklaştı. Sesinden kalbindeki keder belli olduğu hâlde fısıldadı:

- Artık bir daha görüşemeyecek miyiz?

Kızın gözleri zaten ıslaktı, bu ıslaklığa yeni yaşlar eklendi:

- Hayır.

Kız bu tek kelimelik cevabı verdikten sonra konuşamadı ve istemdışı olarak ağlamaya başladı. Çocuk ise “ağlasam ne olacak, geri dönecek misin” der gibi bir yüz ifadesiyle gözleri nemlendiği hâlde kendini tuttu.

Oysa daha düne kadar birbirlerinden ayrı bir tek günleri bile geçmezdi. Birbirlerini mutlu ederler, her fırsatta içlerindeki sevgiyi ortaya sererlerdi. Onların o hâllerini görüp bilenler, şimdi karşı karşıya durup birbirlerine umutsuzca bakan bu delikanlıyı ve kızı görse herhalde tanıyamazlardı. Çünkü o mutlu ve mesut günlerden geri kalanın boş gözler, kırık iki kalp ve katledilmiş umutlar olduğuna inanmak mümkün değildi.

Artık yolları ayrılmıştı. Delikanlı, evine doğru ilerlerken düşünüyordu; yine o korkunç yalnızlığıyla baş başa kalmış, yine çaresiz bir duruma düşmüştü. Zaten şu hayatta hangi aşk mutlu etmek için vardı ki? Bütün aşklar, insanı mutsuz etmek, derdine dert katmak için vardı. İşte bu hayatın en acımasız tarafı bir kere daha kendini göstermişti.

Aşk; o bir gökkuşağıydı. Altından geçmek için ona doğru gittikçe senden kaçıyor, sonunda kaybolup gidiyordu…